31 Ocak 2013 Perşembe

Kayıp Kent Juliopolis





     Juliopolis antik kenti Ankara’nın Nallıhan İlçesi, Çayırhan Beldesi Gülşehri Mevkii’nde yer almaktadır.  Kentin eski Skopas (Aladağ Çayı) üzerindeki Sarılar Köprüsü civarında olduğu ve Sarıyar baraj gölü suları altında kaldığı bilinmektedir. Kente ait bazı kalıntılar günümüzde baraj gölünün kuzey doğu kıyılarında görülebilmektedir. Kentin nekropolu ise baraj gölünün kuzey kıyısındaki kalker kayalık üzerinde yer almaktadır. Nekropolda yapılan kazılar sonucu ele geçirilen Juliopolis sikkeleri ile bu alanın Juliopolis kentinin nekropolu olduğu anlaşılmıştır. 

     Juliopolis antik çağlarda Bithynia Bölgesi ile Galatia Bölgesi sınırında yer almaktadır. Frig döneminden beri iskân görmüş bir köy iken, ismi Friglerin kurucu Kralı Gordios’ tan dolayı Gordioukome (Gordios’un köyü) olarak bilinmektedir. Kent Helenistik dönemde küçük bir kasaba olarak yaşamını devam ettirir. Antik kaynaklar Juliopolis’in Roma İmparatoru Augustus döneminde ( M.Ö. 27 – M.S. 14 )   kent statüsüne kavuşturulmuş olduğunu bildirmektedir. Şehir asıl önemini ise özellikle Erken Bizans çağında Konstantinopolis’ten Nikaia’ya ve oradanda Ankyra’ya uzanan ve hacıyolu olarak bilinen yol üzerinde yer almasına borçludur. Bithynia bölgesinin bu yeni kentinin ismi Kleon adında bir çete reisi tarafından Romalı Julius Ceasar’ a atfen Juliopolis olarak değiştirilmiştir. 

        Juliopolis adı edebi eserlerde de yaygın olarak görülmektedir. Plinius (M.S. 61–112) Bithynia’ nın yöneticisi olduğu sırada (M.S.103) yazdığı mektuplarda Juliopolis’ den  ” içinden geçenlerin çok, trafiğin yoğun olduğu bir sınır kasabası “ olarak bahseder. M.S. 4. ve 9. yüzyıllar arasında Juliopolis’ in Hıristiyan papazlarının imzaları düzenli olarak Bizans sinot meclisi (ruhani meclis) kayıtlarında görülür. 

        Juliopolis 9. yüzyılda İmparator I. Basil’e ( M.S. 867–886) atfen Basilium-Basileion ismini alır ve 11. yüzyıla kadar bir şekilde varlığını sürdürür ve bu tarihten sonra edebi eserlerde ismine rastlanmamaktadır. Olasılıkla bu tarihten itibaren kent önemini yitirerek tarih sahnesinden kaybolmuştur.


Yazan--> Ayşe Nur KARA


30 Ocak 2013 Çarşamba

Kanlı Kontes: Elizabeth Báthory



     Elizabeth Báthory, Macaristan Krallığı’nın en ünlü soylu ailelerinden biri olan Bathory ailesinden gelen Kontes Elizabeth Bathory, tarihin en kötü şöhretli kadınları listesinde kuşkusuz ilk sıralarda yer alıyor. Bathory, 54 yıllık yaşamı boyunca işlediği korkunç cinayetler nedeniyle de dünyanın en ünlü kadın seri katili ünvanını taşıyor. 

     Báthory, kendinden "Kanlı Kontes" olarak bahsettirmiştir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. At ve türevleri hayvanların kurban edildiği ayinlere katıldığı da söylenmektedir.

     40 yaşına geldiğinde, yaşlanıp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşen "Kanlı Kontes", birgün hizmetkarı olan genç bir kızın saçlarını tararken canını acıtması üzerine ona öyle bir tokat atmıştır ki, genç kızın yüzünden düşen bir damla kan Kontes'in ellerine dökülmüştür. Kontes bu kanla, kızın gençliğini ve güzelliğini aldığını zannetmiş ve uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir küvete doldurtup "kan banyosu" yapmıştır.
Sonrasında iyice yoldan çıkan Kontes, 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste, işkence çektirmiş; kafesten akan kanlarla ise duş almıştır.


     Yaptıkları anlaşılan Báthory hücreye kapatılmış, 1614 yılında ise hücresinde ölü olarak bulunmuştur. Şizofreni hastası olan Bathory, aynı zamanda Bram Stoker'in Dracula isimli romanının,III. Vlad'dan sonraki en büyük esin kaynaklarından birisidir. Ayrıca ''Kanlı Kontes'' olarakta bilinen Madam Bathory'nin küçüklükte yaşadığı öne sürülen bir rivayet vardır:. Küçüklükte kişilik bozukluğu yaşamış olan Elizabeth annesiz ve babasız amcasının evinde yaşamaktadır. Bunun sebebi amcasının ve yengesinin işkenceye düşkün insanlar olmasıdır. Amcası ve yengesi küçük kızın önünde bir adamı işkence için bir atı ikiye bölüp içine o adamı sokmuşlardır ve yine Bathory'nin önünde bu atı tekrar dikmişlerdir. O günden sonra Elizabeth  işkenceye meraklı bir çocuk olmuştur ve  normal çocukların oynadığı oyunlardan uzak durmuştur. Bathory'nin herkesin yapmaya korktuğu bazı uygulamaları vardır ve bu yüzden Madam Bathory küçüklükten gelen bir kişilik bozukluğu yüzünden ruhsal olarak üzerine sıçrayan kanın onu güzelleştirdiğini düşünmektedir...

Yazan--> Ahmet TUNCEL



Antik Dönemlerden Yakın Tarihe Anadolu’da Tıp- 3



Selçuklu Döneminde Tıp


     Anadolu tarih boyunca çeşitli kültürlerin merkezi olmasının yanında ticaret yollarının da üzerinde bulunuyordu. Bu durum ekonomi ve kültür alanlarında gelişme olmasını da sağladı. Ticaret yolları üzerinde, nüfusları yüz bini aşan Konya, Kayseri, Sivas gibi kentler önemli bir merkez haline gelmiş, buralarda çok sayıda medrese, köprü, cami, han, hamam ve hastane yapılmıştır. Özellikle II. Kılıç Aslan ve Alâeddin Keykûbât zamanında çağrılan bilim insanları ve sanatçılar Anadolu’ya yerleşerek bilim ve sanatın ilerlemesine yardımcı olmuştur. Günümüze ulaşan mimari eserler, arasında tıp tarihi açısından önemli olanlar darüşşifalardır. Selçuklular Anadolu’nun birçok yerinde bunlardan yapmış ve bu kuruluşları büyük vakıflarla destekleyerek yüzlerce yıl yaşamalarını sağlamıştır. Kayseri Gevher Nesibe Daruşşifası, Sivas Keykavus Daruşşifası, Divriği Turan Melik daruşşifası, Çankırı Atabey Ferruh Daruşşifası, Kastamonu Ali Pervane Daruşşifası ve Amasya Darüşşifası, Selçuklu daruşşifalarından bazılarıdır. Bu daruşşifalar yüzlerce yıl boyunca hastalara teşhis ve tedavi hizmeti vermiştir. Bunlar aynı zamanda doktor, cerrah ve eczacı yetiştiren birer eğitim kurumu işlevi de görmüştür. Bu daruşşifalar sayesinde Osmanlı tıbbı, genel hatlarıyla Anadolu Selçuklu tıbbının mirasçısı olarak devam etmiştir. Selçuklular’ın kurduğu birçok sağlık ve sosyal yardım kuruluşunun vakfiyeleri, Osmanlı kadılarınca tam olarak geçerli sayılmış ve bu kuruluşların sonraki yıllarda da toplumsal görevlerini sürdürmesi sağlanmıştır.

Ayrıca bakınız--> Antik Dönemlerden Yakın Tarihe Anadolu’da Tıp- 1

Ayrıca bakınız--> Antik Dönemlerden Yakın Tarihe Anadolu’da Tıp- 2

Yazan--> Ayşe Nur KARA

Kaynak--> www.populertarih.com

28 Ocak 2013 Pazartesi

Entrikalarla Dolu Dönem:VIII.Henry

   

      VIII. Henry (24 Haziran 1491 - 28 Ocak 1547), İngiltere kralı. Henry, babası VII. Henry'den sonra Tudor Hanedanı'na geçecek 2. prensti. Ama ağabeyi Arthur ölünce tahta o geçmiştir. En çok, altı kez evlenmesi ve İngiltere'yi Roma Katolik Kilisesi'nden ayırarak tamamen İngilizleştirerek Anglikan Kilisesini kurması ile tanınır.


VIII.Henry

     Henry'nin Aragonlu Catherine ile evliliği sırasında altı çocuğu oldu ama bunların arasından sadece bir kız çocuğu, Prenses Mary sağ kaldı. Kral, Anne Boleyn'e olan aşkının da etkisiyle Catherine'in erkek çocuk doğuramamasını evliliklerinin lanetli ve geçersiz olduğuna bağlayarak evliliklerini sonlandırmak istedi. Fakat, Catherine'nin yeğeni İspanya İmparatoru V. Karl veya Şarlken, Henry'nin bu isteğine şiddetle karşı çıktı. Yaklaşık altı yıl boyunca boşanmak için uğraşan Henry, İngiliz Reformu ileAnglikanizm kilisesini kurdu ve ilk evliliğinin geçersiz olduğunu ilan etti. 1533 yılında Anne ile evlendiler ve evlilikleri 3 yıl sürdü. 

            Aragonlu Catherine

    Anne Boleyn 1536 yılında kardeşi Rochford Vikontu George Boleyn'in de aralarında bulunduğu 5 kişiyle zina, vatan hainliği ve ensest ilişki suçlarını işleme nedeniyle tutuklanarak yargılandı. Yargılandığı tüm bu konularda aleyhinde yeterince delil olmadığı halde yine de idam cezasına çarptırıldı ve kardeşi George'dan iki gün sonra 19 Mayıs 1536'da Londra Kulesi'nde idam edildi. George ile birlikte idam edilenler arasında Henry Norris, Sir Francis Weston, Sir William Brereton ve Mark Smeaton da vardı. Anne'in yaptığı doğumlardan sağ kalan tek  çocukları I.Elizabeth'tir.



Yazan--> Ahmet TUNCEL

Türk nedir? (Atatürk'ün verdiği cevap)





"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. 

GAZİ MUSTAFA KEMAL"


Kaynak--> www.ttk.org.tr


27 Ocak 2013 Pazar

1895 Borsa Krizi





      Osmanlı Bankası, 1890’lardaki borsa spekülasyonundan yararlanmak için müşterilerine alım, satım, emanet ve temettü gibi hizmetlerinin yanında hisse ve tahvillerin teminat olarak gösterilebildiği avanslar teklif ediyordu. Bankanın Paris ve Londra komiteleri duruma şüpheyle yaklaşırken dönemin genel müdürü Sir Edgar Vincent uyarıları görmezden geldi, hatta Güney Afrika’ya yaptığı bir seyahat sonrasında bölgedeki altın madenleri hisselerinin kapışılmasına yol açan beyanatlarda bulundu. Ancak Londra Borsası’ndaki ani bir çöküş sonucunda Galata Borsası’nda hisse fiyatları tabana vurdu. 1895 yılının Ekim ayı sonu itibariyle halk, mevduatlarını geri çekmeye ve banknotlarını iade etmeye başladı. Banka, İstanbul’un önemli bir kesimini iflasa sürükleyen bu krizi hükümetin desteği ve özellikle de Londra’dan apar topar gönderilen 1.000.000 lira değerindeki altın sayesinde zar zor atlatabildi.

Güney Afrika hisselerinden Transvaal Consolidated Land and Exploration şirketinin hisse senedi (SALT Araştırma, Osmanlı Bankası Arşivi)

For English:

1895 Stock Exchange Crash

     In order to profit from the 1890s speculative wave among the public, the Ottoman Bank offered all sorts of related services such as the selling, buying and custody of stocks and bonds, and the collection of dividends. Most importantly, it developed a system of advances backed by stocks and bonds that attracted some cautious warnings from the bank's committees in London and Paris. Sir Edgar Vincent, far from heeding this advice, triggered even more speculation by promoting South African gold mine stocks. However, following a drop in the London market, the Galata stock exchange suddenly crashed and by the end of October 1895, the Ottoman Bank was overwhelmed by massive withdrawal of savings and redemption of banknotes. A number of local speculators were completely ruined by the crash, while the bank barely survived through the government's support and the shipping of over 1,000,000 liras in gold from London.

A share of the South African Transvaal Consolidated Land and Exploration Company (SALT Research, Ottoman Bank Archive)


Yazan--> Ayşe Nur KARA


Süleymaniye Camii Onarım Çalışmaları



                                             Süleymaniye Camii onarım çalışmaları, 1950'ler-
                                             Restoration of Süleymaniye Mosque, 1950s