Tarihten İlkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihten İlkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2013 Cumartesi

Öldürülen İlk Gazeteci: Hasan Fehmi




     Osmanlı gazetesinin 26 mart 1325 (8 Nisan 1909) tarihli birinci sayfası, büyük puntolarla, ''basın özgürlüğünün ilk kurbanı, ömrünü sürgünlerde geçirmiş özgürlükçü gençlikten Hasan Fehmi Bey'in ''ruhuna fatiha'' cümlesiyle kaplı. O gün, 6 Nisan'da cinayete kurban giden Serbesti gazetesi yazarı Hasan Fehmi Bey'in cenazesi vardı. Hasan Fehmi Bey, Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesi'nin kurulmasından (14 Şubat) sonra iyice şiddetlenen İttihat ve Terakki karşıtı muhalefetin, dili en keskin yazarlarındandı. Tehdit mektupları aldıktan sonra öldürülmüştü. Kamuoyu, üniformalı olduğu için katilin İttihat ve Terakki mensubu bir subay olduğuna inanmıştı. Katilin yakalanmaması da, gerginliğin artmasına neden oldu. Bu yüzden, Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesi, ''31 Mart Vakası'' (13 Nisan 1909) olarak bilinen isyana gidişte en önemli aşamalardan biri sayılabileceği gibi, İttihat ve Terakki karşıtı bir gösteriye dönüşen cenazesinin de bardağı taşıran son damla olduğu söylenebilir.

Kaynak--> NTV Tarih Nisan-2012 syf:15



6 Şubat 2013 Çarşamba

İlk Türk Mizah Dergisi


 

      İstanbul’da Teodor Kasap tarafından önceleri Fransızca ve Rumca bir mizah  dergisi olarak yayımlanan (Diyojen, “mukaddime”, 24 Kasım 1870) Diyojen, 24 Kasım 1870’de de Türkçe olarak çıkmıştır. Dergi, başlangıçta dört sayfa olarak  haftada bir defa Perşembe günleri,  23. sayıdan başlayarak haftada iki kez, 148. sayıdan sonra da haftada üç kez yayımlanmıştır. Daha sonra derginin Ermenice nüshası da basılmıştır.

       Teodor Kasap, ilk sayıdan başlayarak yayın hayatına son verildiği 183. sayıya kadarki tüm nüshalarında “Diyojen” logosunun altına, ünlü filozof Diyojen’in İskender’e söylediği:  “Gölge etme başka ihsan istemem” söylemine yer vererek siyasal iktidara, besleme basının rağbet gördüğü bir ortamda hükümetten hiçbir  maddi destek istemediğini ve tek isteğinin yönetimin basın özgürlüğüne müdahale etmemesi mesajı olmuştur.

      Derginin çıkış amacı ilk sayının  “Mukaddime”  kısmında ele alınmış, yazıda halkın düşünceleri ile hükümetin icraatlarını ve maksadını mizahi yoldan ortaya koymak olarak ifade edilmiştir. Bu konular yazılıp çizilirken de halkın günlük hayatta kullandığı sade Türkçe’nin kullanılacağına özen gösterileceği vurgulanmıştır (Diyojen, 24 Kasım 1870).

      Türkiye’de modern mizahın ilk örneklerinin yayımlandığı dergi, Ali Bey, Ebuzziya Tevfik, Namık Kemal, Nuri Bey, Reşat Bey’in imzasız yazılarına da yer vermiştir. Derginin yazarları makale ve fıkralarını Teodor Kasab’ın öngördüğü doğrultuda kaleme almışlardır. Kendisi de Voltaire’nin  “Mikromega” adlı eserini Türkçeye çevirerek derginin 62-68 sayılarında, “Monte Kristo” adlı romanını da Fransızcadan tercüme ederek 66-123. sayılarında tefrika etmiştir (Ebuzziya, 1994: 479-480).

       Dergide işlenen konular arasında büyük bir çoğunluğu dönemin siyasi ve sosyal olayları oluşturmaktadır. Mizahi bir üslupla hükümetin yanlışlıkları, suistimalleri, dış ve iç siyasetteki beceriksizlikleri ele alınmıştır. Yayım süresi boyunca üç karikatür basan diyojen, üç kez geçici olarak kapatılmıştır. İlki 4. sayısında İran Şahının Kerbela gezisini konu alan bir yazıdan dolayı bir buçuk ay, 14. ve 15. sayılarındaki yazılardan dolayı 15 gün, 121. sayısında edebe aykırı fıkralar ile 123. sayısında hükümeti küçük düşürücü yayınından dolayı da 2 ay kapatılmıştır. Son sayılarındaki siyasal içerikli mizah yazıları nedeniyle de 9 Ocak 1873 tarihli 183. sayısından sonra yönetimce yayın hayatına son verilmiştir.

Yazan--> Ayşe Nur KARA



1 Ocak 2013 Salı

Takvim-i Vekayi





       İstanbul'da önceleri haftalık, daha sonra düzensiz aralıklarla yayımlanan ilk Türkçe resmi gazetedir. Umur-u dahiliye, umur-u hariciye, mevad-ı askeriye, fünun, tevcihat-ı ilmiye, ticaret ve es'ar olarak altı bölümden oluşan gazete Fransızca, Arapça, Rumca ve Ermanice dillerine çevriliyordu. Halkı eğitmek ve devlet kararlarını duyurmak amacıyla çıkarılmıştır (1 Kasım 1831 - 4 Kasım 1922).

      1808 yılında Sultan II. Mahmud'un emriyle, Beyazıt'ta bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin merkez binasında (Bab-ı Seraskeri) askasındaki bir konakta kurulan, Takvim-i Amire'de basılmaya başlandı. Gazete, Vakanüvis Esad Efendi'nin yönetiminde, Babıali'den çeşitli kamu görevlilerinin yazar kadrosunu oluşturmasıyla çalışmalarına başladı. 26 Ekim 1831'de gazeteyi tanımak amacıyla yayımlanan iki sayfalık bir broşüre göre Takvim-i Vekayi habercilik yapacak, halkı eğitecek ve devletin uygulalamalrını duyurarak bunlara uyulmasını sağlayacaktı.

       Önceleri haftada bir yayınlanması öngörülen Takvim-i Vekayi ilk aylarda düzenli olarak, daha sonraları ise uzun bir süre düzensiz olarak çıktı. Osmanlı Devleti'nin çokuluslu olması nedeniyle Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve Ermenice olarak çıkan gazete Umur-ı Dahiliye (iç haberler), Umur-ı Hariciye (dış haberler), mevad-ı askeriye (askeri işler), fünun (bilimler), tevcihat-ı ilmiye (din adamlarının atanmaları) ile ticaret ve es'ar (ticaret ve fiyatlar) olmak üzere altı bölümden oluşmaktaydı.

      1860'dan sonra yalnızca resmi belge, tüzük ve duyuruları yayımlanan, 1878'de 2119. sayısından sonra yayımına ara veren gazete, 1891-92'de yeniden yayımlanmaya başladı. Ama padişahın nişan vermesini konu alan bir resmi bildirimde "nişan itası" ifadesi yerine "nişan hatası" olarak dizilince, II. Abdülhamid'in buyruğuyla kapatılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) kısa bir süre sonra yeniden yayımlanmaya başladı ve Kurtuluş Savaşı (1919-1922) sonuna kadar İstanbul hükümetinin varlığı sona erinceye kadar yayımını sürdürdü.


For English:



The First TURKISH NEWSPAPER (Takvim-i Vekayi)

It was the first official weekly newspaper, published in Istanbul. Later it was published irregularly. It was composed of six parts: domestic news, foreign news, military affairs, science, the appointments of the theologians, commerce and prices. The newspaper was translated into French, Arabic, Greek and Armenian. The main aim of the newspaper was to educate people and to inform them about the state laws and administrations ( 1 November 1831–4 November 1922).
“Takvim-i Vekayi” was began to be pressed in a building located behind today’s Istanbul University with the command of Sultan Mahmud II. Historian Esad Efendi was appointed as the director and many famous people wrote for the newspaper. On 26 October 1831, two paged brochure of “m-i Vekayi” was published. In the first months “Takvim-i Vekayi” was planned to be published weekly, but for a long time it was pressed irregularly. Because of the multi-national characteristic of the Ottoman State it was pressed in French, Arabic, Persian, Greek, and Armenian. After 1860, just the official regulations and announcements were published and in 1878, its publication was interrupted. It was began to be republished between 1891-1892. However it was closed by Sultan Abdulhamid because of the mistake about the Sultan’s sign. After a short time, with the declaration of the second constitutional government in 1908, it was started to be published again until the end of the Independence War (1919-1922).


Yazan--> Ayşe Nur KARA

29 Aralık 2012 Cumartesi

Dünya'da İlk Standart Kanun


    


      Kanunname-i İhtisab-ı Bursa (Bursa Belediyesi Kanunu), dünyanın ilk standart kanunudur. Sulan II. Bayezid zamanında, 1502 yılında yürürlüğe giren kanun o günün ilk, bugünün hala eskimemiş kanunudur.
Bu fermanda; hayvan ürünleri, türlü sebze-meyve, tuz, ekmek, sanayi ürünleri, tekstil ürünleri, tarım-tahıl ürünleri, orman ürünleri, deri ürünlerinin satışları, konulacak fiyatlar ve kaliteleri bir standarda bağlanmıştır.

Bu standartlardan bazılar şunlardır :

Çörekler :
Ekmek ağırlığının yarısı olup ak undan olacak ve unun bir kilesine bir okka (400 dirhem) yağ konulacak.

Meyveler :
Kaplı (yeşil kabuklu) fındığın kaplı olarak bir okkası, bir akçeye olacak. Kapsızın 200 dirhemi, bir akçeye olacak ve mevsimi geçtikten sonra 125 dirhemi, bir akçeye olacaktır.

Sebzeler :
Aş kabağına (taze kabak) 3 gün narh olmayacak. Üç günden sonra üç okka, bir akçeye olacak. Haftasında 4 okka, ikinci haftasında 5 okka, üçüncü haftasında 6 okka, dördüncü haftada 8 okka, bir akçeye olacak.

Kuyumcular :
Kullanılan gümüş 80 ayardan düşük olmayacak. Altının miskali de 60 akçelikten aşağı olmayacak


For English:



The First LAW ABOUT STANDARDS of The WORLD


“Kanunname-i Ihtisab-i Bursa ( The Law of Bursa Municipality ) was the first law about the standards. This law was imposed in the period of Sultan Bayezid II, in 1502. In this law, animal products, fruits and vegetables, salt, bread, industrial products, textile products, forest products, and leather products were bounded to a standard and their prices were fixed.
Some of these standards are that:
Pastry
The pastries will be made with white flour and they will be half weight of a bread. Into a bushel of flour one okka (400 drachma) oil will be added.
Fruits
One okka of the green nuts will be sold for one coin. 200 drachma of the peeled ones will be sold for one coin. After their seasons will be passed, 125 drachma will be sold for one coin.
Vegetables
For fresh courgette no official price will be fixed for 3 days. After 3 days 3 okka will be sold for one coin. In the first week 4 okka, in the second week 5 okka, in the third week 6 okka, in the fourth week 8 okka will be sold for one coin.
Jewellers
Silver will be not under 80 standard. 1.5 drams of gold will be not under 60 coins.



Yazan--> Ayşe Nur KARA

28 Aralık 2012 Cuma

Avrupa Gezisine Çıkan İlk Padişah






     Tarihimizde Avrupa gezisine çıkan ilk padişah, Sultan Abdülaziz'dir. 21 Haziran 1867 günü Fransa İmparatoru III. Napoleon'un çağrısı üzerine deniz yoluyla Avrupa'ya giden Abdülaziz, Fransa'nın Toulon kıyı kentine çıktı, oradan da Paris'e ulaştı. Burada uzun süre kalan Abdülaziz, Uluslararası Paris Sergisi'ni gezdi, iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüşmeler yaptı. Daha sonra İngiltere Kraliçesi Victoria'nın konuğu olarak Londra'ya giden Abdülaziz, Viyana, Budapeşte ve Rusçuk'a da uğradı. 7 Ağustos 1867'de ülkesine döndü. Abdülaziz'in Türk hükümdarı sıfatıyla yurt dışına ilk kez çıkışı, dış ilişkilerimiz açısından önemli bir olay olarak yorumlandı. Ancak, unutmamak gerekir ki, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan sonraki Osmanlı padişahları, ordularının başında defalarca fetih savaşlarına çıkarak Avrupa ortalarına kadar gittiler. I. ve II. Murat, Yıldırım, Fatih, Kanuni tüm Balkan ülkelerini, Macaristan ve Avusturya ile Almanya'yı görerek tanımışlardır.


For English:

   Sultan Abdulaziz was the first sultan who tripped  to  Europe fo the first time.In June 21 1867, Abdulaziz went to Europe by sea for invitation of Napoleon III. who was Emperor  of France, and Abdulaziz went to Toulon in France and then he reached to Paris. Abdulaziz who stayed here for a long time visited the International Paris exhibition, and he had an interview the issues which concerned the two countries. Later, Abdulaziz who as an a guest of the Queen of England went to London and he visited to Vienna, Budapest and Ruscuk. Then , Sultan Abdulaziz returned his country in 7 August 1867. The capacity of the Turkish ruler Abdulaziz output to abroad which was interpreted as a significant event in terms of external relations. However, should not be forgetten that after the founding of the Ottoman sultans of the Ottoman Empire went to Europe with the armies. Murat I., Murat II., Yıldırım Bayezid, Mehmed the Conqueror and Suleyman the magnificient saw all Balkan countries, Hungary, Austria and Germany.



Yazan--> Ayşe Nur KARA

21 Aralık 2012 Cuma

Avrupalılar'ın kahve ile ilk tanışmaları



         1683 yılında Viyana önlerine gelen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şehri alacağından o kadar emindi ki, Viyana'yı aldıktan sonra şehirde yapacağı geçit törenini planlıyordu. Bu nedenle, bu büyük merasimde kullanılacak eşyaları Topkapı Sarayı'ndan çıkarttırmış ve yanına almıştı. Müttefik ordusunun başına Polonya Kralı Jean Sobiesky'nin geçmesiyle, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın bütün hayalleri yıkılmış oldu. Bunun üzerine her şeyini Viyana surlarının önünde bırakan Kara Mustafa Paşa, askerleriyle beraber Belgrad'a doğru çekildi. Geride kalan ne varsa Viyana'yı kurtaran Polonya Kralı Sobiesky'nin oldu. (Bugün Topkapı'da bile bulunmayan bazı parçalar Polonya müzelerinde sergilenmektedir.)


        Bu sırada ilginç bir olay yaşandı:

      
        Hazinelerin yanında çuvallar dolusu çekilmemiş kahve bulunmaktaydı. Kahve çekirdeklerini gören Avusturyalılar, gördükleri çekirdekleri başka bir şey zannederek, '' Türkler meğerse keçi pisliği yerlermiş'' dediler ve kahve çekirdeklerini imha etmeye çalıştılar. Daha önce Osmanlı topraklarında yaşamış bir Viyanalı'nın kahve çekirdeklerini fark etmesi ve Avusturyalılara tanelerin ne işe yaradığını anlatması sonucunda Avrupalılar kahveyle tanışmış oldular.


For English:

     
      When Kara Mustafa Pasha came through Vienna in 1683, he was so sure that he would capture the city and he began to plan the parade the was going to do after the invansion. He brought the necessary objects, which he was taken from the Topkapi Palace. As Jean Sobiesky the King of Poland took the command of the ally armies, Pasha's hopes were broken. Thus, he left all his belongings in front of the Vienna ramparts and he retreated towards Belgrade with his army. Saviour of Vienna, King Sobiesky took all he left. (Today, some pieces not even exhibited in Topkapi Museum are in the Polish museums.)


      Meanwhile an interesting incident had occured: 


       With the treasuries, sacks of coffee seeds were found. When the Austrians saw the coffee. A Viennese man who lived in the Ottoman lands before realised the coffee seeds and told the Austrians what they were. Therefore, the Europeans met with coffee.


Yazan--> Ayşe Nur KARA

Kaynak--> www.osmanli.gen.tr

20 Aralık 2012 Perşembe

İlk Boykot




        Boykot kelimesinin ortaya çıkmasına neden olan Charles Cunningham Boycott ilk boykot eylemini başlatan kişi olarak değil, ilk boykot edilen kişi olarak tarihe geçmiştir.


         Boykot, şartların ya da politikaların onaylanmadığını göstermek için, bir kişi ya da örgütle iş yapmayı toplu halde reddetmektir.

         İrlanda County Mayo'da 1880'li yıllarda eyalet temsilcisi olan Charles Cunningham Boycott, 'boykot'a ismini veren kişidir.


         Boycott İngiliz bir toprak sahibi için çalışıyordu ve kiracılara çok acımasız davranıyordu. Boycott bu davranışlarından dolayı İrlandalı bir eylemci olan Charles Parnell'in hedefi haline geldi. Parnell, Boycott'un yanında çalışanları onunla işbirliği yapmamaya teşvik etti. Daha sonra dükkanlar onun ailesine satış yapmamaya başladı, ardından postane mektuplarını taşımayı bıraktı. Sonunda tüm toplum Boycott ailesine tavır aldı. Bu toplu hareket de boycott (boykot) olarak anılmaya başlandı. Bu kelime hemen hemen tüm Avrupa dillerinde ve dünyada kullanılmaktadır.


Yazan--> Ayşe Nur KARA

17 Aralık 2012 Pazartesi

İlk Türk Uçağının Uçuşu


      



      İlk Türk uçağının uçuşu, Sultan Mehmed Reşad'ın 27 Nisan 1912 tarihindeki cülus töreninde yapılmıştır.

       Bir Fransız okulu olan Bleriot Uçuş Okulu'ndan 1912 yılında mezun olan Yüzbaşı Feza ve Teğmen Kenan Bey, Tayyare mektebinde göreve başlamışlardı. Bu iki pilotun, Fransa'dan yeni alınan Deperdessin marka iki adet çift kişilik bir uçakla deneme uçuşu yapmalarına karar verilmişti. Fakat şiddetli bir fırtına sonucu Yeşilköy'de bulunan uçakların üzerindeki sundurmalar yıkılarak, uçaklar kullanılmayacak hale gelmişti. Bu nedenle alınan bu ilk uçaklar uçurulamamış, bunun üzerine birkaç ay sonra, Fransız uçak fabrikasıyla yapılan sözleşmeyle 30.000 franka yeni bir uçak satın alınmıştı. Uçağın 27 Nisan'da yapılacak olan cülus törenindeki şenliklere katılması isteniyordu. 26 Nisan'da pilot Gordon Bell idaresinde İstanbul'a gelen uçak, Yeşilköy'den havalanarak İstanbul üzerinde 45 dakikalık bir deneme uçuşu yaptı. Cülus törenine katılmak için gelen Mehmed Reşad, törenin yapılacağı yer olan Hürriyet-i Ebediye tepesine (Okmeydanı) ulaştığında, Gordon Bell tarafından kullanılan uçak da 13.20'de Yeşilköy'den havalanmış, 13.30'da tören alanına ulaşarak tören kıtaları üzerinde resmi geçite katılmıştır.

For English:
           The first Turkish aeroplane flew on the 27th of April 1912, in the salary ceremony (culus toreni) of Sultan Mehmed Resad.
            
           Two pilots, Captain Feza and Lieutenat Kenan, who were graduated from Bleriot, a French school, in 1912, started to lecture in Tayyare Mektebi (School of Air Forces). These two pilots were allowed to fly with one of the two Deperdessin planes, which were bought from France. Unfortunately, after a severe storm, these two planes were damaged in Yesilkoy and they became out of use. Several months later, a contract was made with a French factory, and a new plane for 30.000 franks was bought. This plane was maintained to participate in the salary celebration (culus toreni) on 27th of April. The plane was brought to Istanbul on 26th of April, by Gordon Bell and made a 45-minute test flight over Istanbul. By the time Sultan Mehmet Resad’s arrived to the ceremony in Hurriyet-i Ebediye hill (Okmeydani), the plane flew on 13:20 from Yesilkoy and arrived to the ceremony on 13:30 and participated in the official parade.

Yazan--> Ayşe Nur KARA

Kaynak--> www.osmanli.gen.tr

10 Aralık 2012 Pazartesi

''Fatih Sultan Mehmet'in Bellini'ye yaptırdığı tablosu''







     

       Gentile Bellini (1429- 1507 ) Rönesans döneminde Venedik'te yaşamış İtalyan bir ressamdır. 1478 yılında Venedik Cumhuriyeti tarafından Fatih Sultan Mehmet'in portresini yapmak üzere İstanbul'a gönderilmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in son yıllarında, Osmanlı başkentine gelen Bellini, bir Osmanlı padişahının portresini yapan ilk ressamdır.
        

      

         Fatih, Venedikli ressamın maharetini sınamak amacıyla, onu bir dizi denemeden geçirir. Bu nedenle Bellini İstanbul'daki ilk aylarını sarayda çeşitli tablolar yaparak geçirir '' Oturan Katip '' adıyla bilinen tablosu bunlardan birisidir. Bu tablo, Boston'daki Isabella Gardner Müzesinde bulunmaktadır. Ayrıca, Fatih ressamın vatan sevgisini ve hayal gücünü ölçmek amacıyla bir Venedik manzarası çizmesini ister.
     

       Bellini'nin tablosunda hükümdar her ne kadar sade giysiler içinde resmedilmişse de, profilden yapılmış bu portrenin sağında ve solunda yer alan üç taç, tabloyu bir kudret simgesi olarak öne çıkartır. Bu üç taç, Fatih'in son verdiği üç büyük devleti yani Bizans'ı Trabzon Rum İmparatorluğu'nu ve Karamanoğulları Beyliği'ni simgeler.

      Bugün Fatih Sultan Mehmet'in Bellini tarafından yapılmış bu tablosu Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'ne aittir.


Kaynak: Popüler Tarih Dergisi

For English:
  

         Gentile Bellini (1429-1507) is an Italian painter who lived during the Renaissance in Venice. He was sent to Istanbul by the Republic of Venice in 1478 in order to made a portrait of Sultan Mehmet the Conqueror. Bellini came to the Ottoman capital in the last years of Sultan Mehmet II and Bellini was the first painter who made the portrait of an Ottaman Sultan.

      Fatih tested the Venetian painter's prowess in order to saw his talent. For this reason, Bellini made several tables in the first months of Bellini in Istanbul. Known as the ''Oturan Katip'' table is one of them. This table is located in Isabella Gardner Museum in Boston. In addition, Fatih wanted the artist to draw a view of Venice in order to measured the artist's love of the country and the imagination.

      Althoug  Bellini painted the Ottoman Sultan in simple clothes,three crowns both on the left side and the right side of the table are the symbols of power. This three crowns symbolize the three major states to which Fatih put an end to.


      Today, this table belongs to Victoria and Albert Museum in London.


Yazan --> Ayşe Nur KARA