Tarihsel Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihsel Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2017 Perşembe

Herakles Lahdi Sonunda Türkiye'de



Antalya’daki Perge Antik Kenti’nden yurtdışına kaçırılan ve İsviçre’de ele geçirilen Herakles Lahdi, yaklaşık 50 yıl sonra Türkiye’ye getirildi.


Yaklaşık 50 yıl önce yurt dışına kaçırılan lahit, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleriyle yetkililerce teslim alınmasının ardından İsviçre’nin Zürih kentinden THY’ye ait kargo uçağıyla Atatürk Havalimanı’na ulaştırıldı.


Antalya’nın Aksu ilçesindeki Perge Antik Kenti’ndeki kaçak kazılar sırasında bulunan ve yurt dışına çıkarılan Herakles Lahdi, Bakanlık yetkilileri tarafından Cenevre’de teslim alındı.

Cenevre Üniversitesi’nde de sergilenen lahit, 6 Eylül’de paketlenerek, gümrük alanına nakledildi. Resmi tatil nedeniyle bir süre gümrük deposunda bekletildi.

Antalya Müze Müdürlüğü’nde lahdin sergileneceği alanla ilgili hazırlıklar tamamlandı.

Türkiye’den 50 yıl önce kaçırılan ve İsviçre’de bulunan Roma dönemine ait, üzerinde ‘Herakles’in 12 işi’nin tasvir edildiği lahit, MÖ 2. yüzyıla tarihleniyor. Roma dönemine ait lahit 235 santimetre boyunda, 112 santimetre genişliğinde ve 3 ton ağırlığında.


 Kaynak --> arkeofili.com

Ayrıca bakınız -->Herakles Lahdi Pergeden Kaçırılmış

20 Mart 2015 Cuma

Cervantes'in Mezarı



Manastırda Bulunan İskeletin Don Kişot’un Yazarı Cervantes Olduğu Kesinleşti

Cervantes’in mezarı 400 yıl sonra İspanya’nın Madrid şehrinde bulunan Trinitarian Manastırı’nda ortaya çıkarıldı. Mezarda Cervantes’in yanı sıra karısının ve onunla birlikte gömüldüğü kayda düşülmüş kişilerin de kalıntılarına ulaşıldı.



Don Kişot’un yazarı olan ve modern romancılığın kurucusu olarak kabul edilen Cervantes, 1616 yılında şeker hastalığından öldü. Fakat naaşın bulunduğu kilise, 17.yy’da inşa edildi ve naaş sonradan buraya nakledildi.

Mezarın yerini tespit etmek için 30 araştırmacı kızıl ötesi kameralar, üç boyutlu tarama cihazları ve radarlar kullanıldı.  Arkeologlar Ocak ayında bir duvar ardında bulunan 33 oyuktan birinde üzerinde MC yazan tabut bulmuşlardı.



     Adlı Tıp Uzmanı Almudena Garcia Rubio, “ Bulunan kemikler çok kötü olduğu için Cervantes’in kemiklerini ayırmak zor görünüyor fakat tarihi kayıtlara göre bulunan kemiklerin Cervantes ve arkadaşlarına ait olduğundan eminiz” açıklamasında bulundu.

     Kalıntıların incelenmesinde yardımcı olan jeo-radar uzmanı Luis Aval, Cervantes’in anısına saygı gösterdiklerini ve dolayısıyla yeni bir mezarın inşasından sonra, düzenlenen bir törenle tekrar bu manastıra gömüleceğini belirtti. Mezar gelecek yıl, ziyaretçilere açılacak.



Cervantes’in Hayatı

     Yapılan keşfe büyük ilgi gösteren Madrid Belediyesi, Sanat, Spor ve Turizm Dairesi Başkanı Pedro Corral ise “Cervantes’in hayatı yoksullukla son buldu. Savaşta yara almış bir gaziydi o. Belki de birçok kişi, bu çalışma sayesinde Cervantes’i yeniden keşfedecek” açıklamasıyla yapılan keşiften büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.

     Cervantes’in hayatı denildiği gibi yoksullukla ve savaşla geçti. Cervantes, 1571’de İnebahtı Deniz Savaşı’nda Osmanlılara karşı İspanya safında savaştı. Savaşta iki kez göğsünden yaralandı ve bir elini kaybetti. Savaş sonunda Osmanlı tarafından esir alındı ve Cezayir’de 1577-1580 yıllarında arasında esir hayatı yaşadı. 4 kez kaçma girişiminde bulundu ve başarısız oldu. Daha sonra Cezayir’de dolandırıcılıkla suçlandı ve hapse atıldı. Hapiste de Don Kişot’u kaleme aldı.
Don Kişot'un orijinal metni




7 Kasım 2014 Cuma

Kibyra Antik Kentinde 1800 Yıllık 'Havuz Sistemi ve Çeşme Yapısı' Bulundu.





BURDUR (AA) - GÖKMEN YÜCE - Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti'nde yapılan kazılarda, üç kademeli havuz sistemi ile çeşme yapısı bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı adına başkanlığını Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru'nun yaptığı kazılarda, Kibyra Antik Kenti'nde üç kademeli havuz sistemi ile çeşme yapısı ortaya çıkarıldı.
Kazılarda görevli Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi İsmail Baytak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yılki kazılarda antik kentin agora, çarşı pazar yerinde önemli buluntuların ortaya çıkarıldığını söyledi.
Agorada bulunan havuz sisteminin üç kademeli olduğunu, suyun önce birinci kademeye geldiğini, daha sonra ikinci ve üçüncü kademelere aktarıldığını anlatan Baytak, buradan da insanların kullanımı için başka bir sistemle agoradaki dükkanlara ve binalara dağıtımının yapıldığını kaydetti.
- "Çok muazzam bir görüntüsü ve görselliği olmalı"
Baytak, havuzdaki suyun künkler aracılığıyla dağıtımının yapıldığını, sistemin bazen alt bazen de üst kottan gittiğini ifade etti.
Havuzun alt bölümünde suyun durdurulması için bir sistem ile atık su gideri bulunduğunu dile getiren Baytak, havuz temizlendikten sonra atık suyun agoradaki caddenin altından aşağıya verildiğini bildirdi.
Çeşmenin, antik kentin terasının şekillenmesinin ardından yaklaşık 200 yıl sonra yapıldığının tahmin edildiğini anlatan Baytak, "Havuz ve çeşme antik kentin doğu giriş kapısının önüne yapılmış. Kent o dönem klasik dönemini yaşıyor, çok zengin. Bu çeşme ve havuzun da çok muazzam bir görüntüsü ve görselliği olmalı" dedi.
- Adı "Herakles" olacak
Baytak, havuz ve çeşme yapısının çevresinde sikke ve seramikler bulduklarını, bu buluntulardan yapıların tarihleri hakkında bilgi sahibi olduklarını belirtti.
Havuz ve çeşme yapısının MS 2. yüzyılın sonu, 3. yüzyılın başlarına denk geldiğinin altını çizen Baytak, "Çeşme yapısı, agoranın en önemli buluntularından biri. Herakles (Herkül) heykelinin büstü de burada bulundu. Bu nedenle bu çeşmeye 'Herakles' adını vereceğiz ve literatüre de öyle geçecek" diye konuştu.
Baytak, gelecek yıl yapılacak kazılarda çeşmenin ve havuzun yapısını, suyun nasıl aktarıldığını çizimlerle ortaya koyacaklarını sözlerine ekledi.

Kaynak--> www.radikal.com.tr

Ayrıca Bakınız --> Kibyra Antik Kenti


26 Ekim 2014 Pazar

Egyptian sarcophagus lid sells at auction for £12,000




An ancient Egyptian sarcophagus lid found in "an Indiana Jones moment" at a house in Essex has fetched £12,000 at auction.

The top of the coffin, believed to be about 3,000 years old, sold for 12 times its lower estimate in Cambridgeshire.

Stephen Drake, from Willingham Auctions, found the relic covered in cobwebs in a house in Bradwell-on-Sea.

The new owner, who did not want to be named, said it will go to a museum.

The 6 ft 5in (2m) tall Egyptian artefact was owned by big game hunter and journalist Captain 'Tiger' Sarll, who died in 1977.

His granddaughter Ali Watkins attended the sale and said a picture of the sarcophagus was featured in a book presented to Capt Sarll when he appeared on TV show This is Your Life in 1961.

She added it needed restoring as it had woodworm and her grandfather had painted its face.


"He was a great adventurer and travelled the globe… but we don't know the exact history of how it came in his possession," said Ms Watkins.

"We didn't know what it was going to go for but it's a good price and the lady who won the bid was very happy and she thought it was going to go for awful lot more.

"It's going to go to a private museum and I will keep in touch."

Mr Drake said he found the sarcophagus propped up in the corner of a room after being called to help clear Capt Sarll's former home which was being renovated.

"It was like something magical having found it... and then selling for £12,000 is fantastic," he said.

"I felt like Indiana Jones, it was amazing because it was just a normal call.

"The only way into this room was through this big hole in the wall and there was this coffin top covered in cobwebs and dust so it was just like walking into a tomb."



22 Ekim 2014 Çarşamba

Tutankamon'un gerçek yüzü ortaya çıktı!







     Neredeyse genç bir kadınınki kadar geniş kalçaları vardı, bacağındaki bir yamukluk nedeniyle bir ayağını tam yere basamıyordu ve dişlekti.

     Altından maskesinin ardından mağrur bir biçimde gülümseyen Tutankamon, milyonlarca insanın hafızasına atlı araba yarışlarına düşkün bir soylu olarak kazındı. Oysa yeni bulgular, MÖ 14’üncü yüzyılda hüküm süren genç firavunun yürümek için bastona dayanmak zorunda olduğunu ve 20’li yaşlarını göremeden öldüğünü gösteriyor.

     Mısır Firavunu Tutankamon üzerinde yapılan ‘sanal otopsi’ tamamlandı. Sanal otopsinin yanı sıra sürdürülen genetik analizler ise ünlü firavunun ensest ilişkinin meyvesi olduğunu, anne ve babasının kardeş olduğunu gösteriyor. Tutankomun’un kardeşlerinin de çocuk yaşta art arda ölmesinin nedenin de yine ‘akraba evliliği’ne bağlı hormonal bozukluklar olduğu tahmin ediliyor.
Kafatasında ve iskeletindeki bazı kırıklar nedeniyle Tutankamon’un cinayet veya çok sevdiği rivayet edilen araba yarışlarında geçirdiği bir kaza sonucu öldüğüne inanılıyordu. 
Şimdi ise bilim insanları genç firavunun genetik rahatsızlık sonucu öldüğünü, vücudundaki kırıklardan sadece birinin (dizindekinin) ölümden önce oluştuğunu ve bastonla yürümesini gerektiren topallığı nedeniyle araba yarışlarına katılmasının imkansız olduğunu söylüyor. Tutankamon’un mezarında bulunan 130 kadar baston da bunu doğruluyor. 

     İtalya’da mumyalar ve buzadamlarla ilgili araştırmalar yapan enstitünün üyesi Albert Zink ise Tutankamon’un soylu ailesinin DNA’larını inceledi. Zink’in elde ettiği bilgilere göre Tutankamon, Mısır firavunu Akhenaton ve kızkardeşinin çocuğu. Ensest antik Mısır’da tabu sayılmıyordu ve akraba evliliklerinin yarattığı sağlık sorunları da o dönemde bilinmiyordu. 

SOY AĞACINDA ERKEN SOLAN BİR DAL 

     



Londra Imperial College’dan Hutan Ashrafian, Tutankamon’un ailesinin bazı üyelerinin hormonal bozukluklardan mustarip olduğunu söyledi. Ancak şunu vurguladı: “Ailenin ataları arasında ileri yaşlara kadar yaşayan pek çok kişi vardı. Ancak bu soy, erken ölmeye başladı ve her jenerasyonda daha da erken öldüler. “ 
Tutankamon’un ölümüyle ilgili yeni bulgular, BBC One’da “Tutankhamun: The Truth Uncovered” adlı belgeselde yayınlanacak. (DailyMa
 Kaynak--> www.radikal.com.tr



20 Ekim 2014 Pazartesi

Perge'den Kaçırılmış




     2012 yılında Cenevre Gümrüğü’nde ele geçirilen mermer üzeri heykellerle bezeli Herakles Lahdi’nin, Antalya Perge’den kaçırıldığı kesinleşti. Lahtin bir benzerinin Antalya Müzesi’nde olduğu anlaşıldı.

     Aynı taş ustasının elinden çıktığı tespit edilen lahitlerin üzerindeki pek çok figür bile neredeyse tıpatıp aynı. Halen İsviçre’de mahkemesi devam eden lahit için Kültür ve Turizm Bakanlığı hukuki mücadeleyi sürdürüyor. Cenevre Gümrüğü’nde arkeoloji meraklısı bir görevli tarafından fark edilerek alıkonulan lahit, İsviçre Phoenix Sanat Galerisi üzerine kayıtlı. İsviçre makamlarının yürüttüğü soruşturma neticesinde lahde el konuldu. Türkiye olaydan haberdar olunca bir ekibi İsviçre’ye gönderdi. Lahdin Antalya Perge’den kaçırılmış olduğuna karar verildi. İsviçre’de açılan dava sürüyor.

     Radikal'den Ömer Erbil'in haberine göre, Perge Antik Kenti sınırları içindeki nekrapol (mezarlık) alanı uzun yıllar özel mülktü. Yıllarca arazi sahipleri ve defineciler tarafından bu alandan lahitlerin kaçak kazılarla çıkarılıp satıldığı belirlendi. Arazi sahibi Elmalı Cezaevi’nde yatan A.Ç. Herakles Lahti ile ilgili verdiği ifadede amcasının kendisine 2001 yılında bir lahit sattığını söylediğini itiraf etti. Lahtin kaçak çıkarıldığı arazide yapılan arkeolojik kazılarda bazı lahitlerin parçalanarak kaçırıldığı görüldü. İsviçre’de soruşturmayı yürüten savcı 1 yıl önce Antalya’ya gelerek Perge’yi ve Antalya Müzesi’ni gezdi. İsviçreli savcı, A.Ç ile de görüştürüldü. Antalya’da sergilenen lahit de kaçak kazılar sonucunda yurtdışına kaçırılmış. Lahdin bir yüzünü 1983 yılında ABD Paul Getty Müzesi ülkemize iade etmiş. Lahtin ön yüzü ise 1998 yılında Almanya’daki Schwartzkopff Koleksiyonu’ndan iade yoluyla alınmış. Antalya Müzesi şimdi müze koleksiyonunda sergilenen lahtin yanına astığı duyuru levhası ile Cenevre’de yakalanan lahti geri istiyor.

Ömer Erbil | Radikal

Kaynak--> Onedio Kültür

26 Haziran 2014 Perşembe

Terracotta Heykelleri



     Çin'de M.Ö. 210 yılından kalan 8 bin Terracotta askeri heykelinin gizemini 3 boyut teknolojisi ortaya çıkardı: Heykeller hayali değil kralın askerlerinin bire bir kopyası!

     Arkeoloji dünyasının yıllardır araştırdığı ilk Çin imparatoru Qin Shi Huang'ın mezarında bulunan M.Ö. 210 yılından kalan 8 bini aşkın toprak asker heykelinin sırrı nihayet çözüldü. Devasa ordunun gerçeğinin bire bir kopyası olduğu ortaya çıktı.
 
     Heykellerin yüzündeki farklı mimikler ve yüz şekilleri askerlerin orijinallere sadık kalınarak tasarlandığını akıllara getirse de 8 bin modelin kullanılması imkansız gibi görünüyordu. Bir grup sanat tarihçi toprak heykelcikleri yapan sanatçıların belli bir modele uygun olarak şekillendirildikten sonra mimik, boy ve bazı uzuvlarında değişiklik yaptığını düşünüyordu. 3 boyut teknolojisi ve yeni bir algoritma yazılımı kullanan bilim adamları 8 bin heykelin kulak yapılarının birbirinden tamamen farklı olduğunu buldu. Heykellerin farklı etnik kimliğe sahip kişileri yansıttığını belirleyen bilim adamlarına göre askerler imparotorun ordusunun kopyası. Bilim dergisi Nature Magazine'de yayımlanan makaleye göre orduyu hazırlayan heykeltraşlar gerçek kişileri model aldı.

     
Bilim adamları Terracota askerler hakkındaki araştırmalarını henüz bitirmedi. MÖ 210 tarihinde yapılmış olan heykeller, 1974'te Çin Halk Cumhuriyeti'nin Shaanxi eyaletine bağlı Xi'an yakınlarında bir çiftçi tarafından bulunmuştu. Ordunun 'İlklerin imparatoru' olarak bilinen Çin Şı Huang'ın mezarını koruduğuna inanılıyor.

Kaynak--> http://www.ulkehaber.com

4 Kasım 2013 Pazartesi

Çocuk Firavuna Araba Çarpmış







Mısır’daki mezarı keşfedildikten tam 91 yıl sonra çocuk firavun Tutankamon’un nasıl öldüğü ile ilgili gizem çözüldü.


Mısır Keşif Topluluğu (Egypt Exploration Society) başkanı Dr. Chris Naunton mumyayı keşfeden Arkeolog Howard Carter’ın daha önce yayınlanmamış notlarını inceledikten sonra Tutankamon’un aşırı hız yapan bir at arabasının çarpmasıyla öldüğü sonucuna vardıklarını söyledi.

Dr. Naunton trafik kazası ile ilgili teorilerini mumya üzerinde gerçekleştirdikleri adli tıp testleri ile de doğruladıklarını belirtti.

Nauton, at arabasının tekerleğinin Tutankamon’un göğsünü ezdiğini ve bedenini neredeyse paramparça ettiğini, bu nedenle de mumyalama işlemini gerçekleştirenlerin cesedi uygun bir biçimde muhafaza etmekte zorlandıklarını belirtti.

Şimdiye dek Tutankamon’un vahşi bir siyasi cinayete kurban gittiğine inanılıyordu.

Kaynak--> http://www.hurriyet.com.tr

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Moğolistan’dan Yeni Abideler





 Moğolistan’daki runik harfli Eski Türk Yazıtları’nın çözülüşünün 120. yılında konuyla ilgili yeni yeni belgelerin, abidelerin bulunması sürüyor. Bunlardan ilki 4-5 yıl evvel Moğolistan’da bir çalgı aletinin (Mo. morin huur) üzerinde runik harfli kısa bir metnin bulunmasıydı ki bu konuda P. ZIEME’nin iki ayrı çalışması vardır. Diğeri ise bu yılın Nisan ayında Çin’in Xi’an (Şian) şehrinde bir Uygur şehzadesine ait mezar yazıtının bulunmasıdır (eski tabirle “kitabe-i seng-i mezar”; bu konuda C. ALYILMAZ’ın Teke dergisinde, 2013’te çalışması vardır). Bunlardan başka Çin, Kazakistan ve Almanya’dan arkeologların Moğolistan’da konuyla ilgili alan araştırmaları sürmektedir. Bu çalışmaların semeresi olarak önümüzdeki günlerde, yıllarda Türk ve Uygur Hakanlıklarından kalma yeni yazıtların çıkacağını umut ediyoruz.

         Bu iki sevindirici keşfin arkasından çok daha fazla sevindirici bir başka haber bugünlerde geldi. Japon araştırmacıların Asahi Şimbun (朝日新聞) gazetesinde Temmuz'un 17'sinde yayımlanan kısa açıklamalarına göre, araştırmalarının bu yılki çalışmaları sonuç vermiş ve Temmuz'un 6'sında, Ulanbator’un 400 km. güneydoğusunda, Delgerhaan (Дэлгэрхаан) dağı yakınlarında 3 ve 4 metre yüksekliklerinde iki adet abide bulmuşlardır. 20 satır metin içeren yazıtta (yazıtlarda?) toplam 2832 “işaret” vardır.


         Bu yazıtların kalıplarının alınması ve yayımlanmasıyla konuyla ilgili çalışmalar başlayacak, eski Türk dili ve tarihiyle ilgili bilgilerimiz de artacak ve zenginleşecektir. Şu an bize düşen heyecanla Japon araştırmacıların çalışmalarının sonucunu beklemek, mümkünse ilgili bölgeye bir araştırma seferi düzenlemektir.

Prof. Dr. Mehmet ÖLMEZ 


Kaynak --> http://www.tdk.gov.tr




4 Nisan 2013 Perşembe

Yunus Emre'nin bilinmeyen şiirleri bulundu




Ahi Evran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık bir yıl önce İstanbul'da bir sahaftan eski kitapları alırken, el yazması birkaç kitap da satın aldığını söyledi.

Kırşehir'e geldiğinde yaptığı incelemede, kitaplardan birinin Yunus Emre Divanı olduğunu gördüğünü ifade eden Köksal, şiirleri incelemeye aldığını dile getirdi.
Lisans öğrenciliğinden bu yana Yunus Emre hayranı olduğunu ve onun üzerine araştırmalar yaptığını, dikkatli bir inceleme ve karşılaştırmalar yaptığında, 17 şiirin daha önce yayınlanmadığını gördüğünü vurgulayan Köksal, şöyle konuştu:

“Kitaptaki şiirleri okurken bazılarının Yunus Emre Divanı'nda bulunmadığını fark ettim. Yunus Emre Divanı'nı baştan sona birkaç kere okumuş birisi olarak şiirler bana yabancı geldi. Yunus Emre ile ilgili cumhuriyetten önce ve sonra yazılmış kitaplarla karşılaştırdığımda 17 şiirin Yunus Emre divanlarının hiç birinde bulunmadığını gördüm. El yazması Yunus Emre Divanı kitabının kağıt, cilt ve yazı incelemesinde 17. yüzyıla ait olduğunu tespit ettim. Şiirler gerçekten orijinal, güzel şiirler. Yunus Emre'nin dilini, üslubunu bilen, Yunus'u tanıyanlara bir ikisini okuyunca tereddüt kalmaz. Bende hiç bir tereddüt hasıl olmadı. Dil, üslup tamamen Yunus Emre. Diğer şiirlerinden hiç de geri kalmaz. 17 şiirin 13. yüzyıldan buyana bulunmamış olması ve yeni tespit edilmiş olmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”

Kitapta 200'ün üzerinde şiir olduğunu aktaran Köksal, Anadolu'da, Yunus Emre ve diğer şairlerin daha bulunmamış bir çok şiir ve eserinin olabileceğini tahmin ettiğini kaydetti.




7 Mart 2013 Perşembe

Fatih Sultan Mehmet'in not defteri






     Fetih 1453 filmi kadar Fatih Sultan Mehmet’in beyazperdeye yansıyan kişiliği de çok tartışıldı. Oysa Fatih’in gerçek kişiliğine dair en eski izler onun çocukluk defterindeki yazı ve çizimlerinde gizli.

     Topkapı Sarayı arşivinde bulunan çok eski ve bir çocuk tarafından kullanıldığı anlaşılan bir deftere uzun yıllar kimse ilgi göstermez.

     Sonunda 1940’lara doğru geleneksel Türk sanatları ve kültürüne büyük katkılarda bulunan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in dikkatini çeker. Ünver kaynağı konusunda bir türlü emin olamadığı bu defteri uzun aralıklarla gözden geçirir.


     Defterin Fatih’in babası Sultan II. Murad Han dönemine ait olduğu kesindir.

     Yapıldığı kağıtlar da dönemin İtalya’dan getirilen kağıtlarıdır.


     Üstelik Hazine-i Humayun’a konacak kadar ve Sultan II. Abdülhamit’in emriyle saray mücellithanesinde ciltlenip bakımı yapılacak kadar da önem gösterilmiştir.

     Süheyl Ünver, 20 yıl emin olamadıktan sonra sonunda 1961 yılında bu defteri “Fatih’in Çocukluk Defteri” adlı bir çalışmasıyla ilan eder. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan defter Fatih Sultan Mehmed’e dair bilinen en eski belgeleri de içermektedir.


     Peki Fatih’in Çocukluk Defterinde neler bulunuyor?


     Tamamlanmış veya eksik pek çok tuğra denemesi
– O dönemin eserlerinde rastlanan türden pek çiçek motifi
– At başları, baykuş, leylek, kartal çizimleri
– Kanat şeklinde desenler
– Fatih’in hocalarının ve o dönem etrafında gördüğü kimselerin karikatürleri
-Sarıklı yüz çizimleri, Hıristiyan portreleri
-Eski Türkçe alfabe
-Yunan alfabesi
-Farsça beyitler

Daha fazlası için --> www.milliyet.com.tr




6 Mart 2013 Çarşamba

Kanatlı Denizatı broşu iade edildi





     Karun hazinesinin en önemli parçası olarak kabul edilen ve Uşak Arkeoloji Müzesi'nde sahtesiyle değiştirilerek 2005 yılında çalınan denizatı broşu, Alman makamları tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Osman Murat Süslü'ye teslim edildi.

Daha fazlası için --> www.hürriyet.com.tr


2 Mart 2013 Cumartesi

'Time' Atatürk'ü ilk sıraya koydu



      Dünyanın en saygın dergisi olarak bilinen "Time", "90 kapak hikayesi ile modern tarih hakkında bilmeniz gereken her şey" başlığıyla derginin 90'ıncı yaşında seçtiği 90 kapak arasında Mustafa Kemal Atatürk'ü ilk sıraya koydu.

     "Daha sonra Atatürk ismini alan Subay Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu babası olarak ortaya çıktı" ifadesini kullanan Amerikan dergisi, 24 Mart 1923 tarihli baskısından da şu alıntıya verdi: 

     "O, bugün Türkiye'yi özgürlüğüne kavuşturan insan. Yabancı güçlerin boyunduruğundaki halkını bu bataktan kurtardı. Onların özündeki niteliklerini fark etmelerini sağladı bağımsızlık düşüncesi aşıladı." 


Time dergisi, Atatürk'ü 21 Şubat 1927’de bir kez daha kapağına taşımıştı.



20 Ocak 2013 Pazar

Heyelan 1800 yıllık duvarı ortaya çıkardı


Çanakkale- İzmir Karayolu’nun 18’inci kilometresinde, Erenköy Beldesi önündeki köprülü viyadüğün yanı başında aşırı yağmur nedeniyle meydana gelen ve kameralarca da saniye saniye kaydedilen heyelan, 1800 yıllık Roma Dönemi’ne ait tarihi duvarı gün yüzüne çıkardı.

Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Perinçek ve arkeolog Candan Kozanlı bölgede inceleme yapınca taş duvarın, Roma Dönemi’ne ait istinat duvarı olduğu anlaşıldı.

Prof. Dr. Doğan Perinçek, "Bu yolun arkasında antik Ofrenion Kenti yer alıyor. Yine bu bölgedeki bir dere içinde de eski Roma köprüsü var. Bu köprü ve duvarın çağdaş yapılar olduğu düşünülmektedir. İstinat duvarı kademeli olarak yapılmış ve yolun dışına doğru eğim verilmiş. Bu duvar o dönem ki mühendislikle ilgili çok güzel bir örnek. Yaşanan doğa olayı bir mucize" dedi.


Kaynak--> www.hurriyet.com.tr