19 Mart 2014 Çarşamba

Origins Of Rome






     As legend has it, Rome was founded by Romulus and Remus, twin sons of Mars, the god of war. Left to drown in a basket on the Tiber by a king of nearby Alba Longa and rescued by a she-wolf, the twins lived to defeat that king and found their own city on the river’s banks in 753 B.C. After killing his brother, Romulus became the first king of Rome, which is named for him. A line of Sabine, Latin and Etruscan (earlier Italian civilizations) kings followed in a non-hereditary succession.

Did You Know?

     Four decades after Constantine made Christianity Rome's official religion, Emperor Julian--known as the Apostate--tried to revive the pagan cults and temples of the past, but the process was reversed after his death, and Julian was the last pagan emperor of Rome.


     Rome’s era as a monarchy ended in 509 B.C. with the overthrow of its seventh king, Lucius Tarquinius Superbus, whom ancient historians portrayed as cruel and tyrannical, compared to his benevolent predecessors. A popular uprising was said to have arisen over the rape of a virtuous noblewoman, Lucretia, by the king’s son. Whatever the cause, Rome turned from a monarchy into a republic, a world derived from res publica, or “property of the people.”


5 Mart 2014 Çarşamba

Bombacı Mehmet Çavuş




     Bombacı Mehmet Çavuş, Düşmanın Quinn's Post, bizim ise Bombasırtı dediğimiz mevzide kolunu kaybetmiştir. Buraya Bombasırtı denmesinin nedeni, siperler arası mesafenin çok yakın olm
ası sebebiyle atılan el bombalarının patlamadan karşı tarafa tekrar atılabiliyor olmasıydı. Bombacı Mehmet bu işte ustalaşan bir isimdi. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki, bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş’un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba, Mehmet Çavuş’un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu.

     Hastanede tedavisi sırasında bu kahramanın, Tabur Kumandanına yazıp gönderdiği mektupta ise “Sağ kolumu kaybettim. Zararı yok, sol kolum var. Onunla da pek ala iş görebilirim. Beni üzen, kıtama katılamama ve yine düşmanla çarpışmama engel olan şey, yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak hâlen harbe katılamadığım için beni bağışlayınız, affediniz sayın kumandanım.” sözleri yazılmaktaydı.


 Celal Erikan; Çanakkale’de Türk Zaferi, s.77-78.


11 Şubat 2014 Salı

Paris Barış Kongresi






        Mehmed Emin Âli Paşa Paris Kongresi'nde barış şartlarını müzâkere ederken 1856.  - While Mehmed Emin Ali Pasha negotiated peace terms of The Congress of Paris in 1856.

5 Şubat 2014 Çarşamba

Kartpostal



İzmir, Alsancak’ta II. Meşrutiyet kutlamalarını gösteren bir kartpostal, 1908.
-Izmir Alsancak  A postcard showing the celebration of the Constitutional Monarchy 
II., 1908.


4 Şubat 2014 Salı

Anadolu’da Bir Türk Kavmi: Hurriler



     Mezopotamya ‘da büyük bir imparatorluk vücuda getiren Sami kökenli Akkadların vesikalarından öğrenildiğine göre, M.Ö. 3. binyılın sonlarında Mardin merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adıyla anılan bir kavim oturuyordu.


     Hurri dili üzerinde yapılan filolojik tetkikler,bu kavmin dilinin Asya kökenli dillerden olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bu dilin, M.Ö. 9-6. yüzyıllar arasında Anadolu’nun doğusunda güçlü bir devlet kuran Urartu kavminin diline benzediği, bir başka deyişle M.Ö. 1. binyılda karşımıza çıkan Urartularla M.Ö. 3. binyıl Akkad metinlerinden tanıdığımız Hurrilerin akraba oldukları tespit edilmiştir.

      Demek oluyor ki, M.Ö. 3. bin yıl Anadolu kavimlerinden biri de, Güneydoğu Anadolu’da oturan ve daha sonraları Kuzey Mezopotamya ve Kuzey Suriye’ye kadar sirayet eden Hurrilerdi. Ancak, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları neticesinde ele geçirilen buluntulardan, M.Ö. 6000-5000 yılları arasına tarihlenen Neolitik devir kültürü ile M.Ö. 5000-3000 yılları arasına yerleştirilen Kalkolitik devir kültürünün de Hurrilere ait olduğu anlaşılmıştır. Hatta, M.Ö. 3. binyıla tarihlenen Eski Tunç Çağı kültürü ile Kalkolitik ve Neolitik devir kültürleri arasında hiçbir kopukluğun olmadığı tespit edilmiştir. Bu da bize gösteriyor ki, arkeolojik buluntulara göre hüküm vermek gerekirse, Doğu Anadolu Bölgesindeki Hurri kültürünün kökleri, günümüzden 8000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bir başka ifade ile Proto-Türk kavimlerinden biri olarak kabul ettiğimiz Hurriler, Anadolu’nun en eski sahiplerinden biridir.

     Yazılı belgelere göre, M.Ö. 3. binyılın 2. yarısından itibaren tarih sahnesine çıkan, fakat arkeolojik buluntulara göre, Doğu Anadolu Neolitik ve Kalkolitik kültürlerinin de sahibi olan Hurriler, M.Ö. 2. binyıl Ön Asya tarihinde de önemli roller oynamışlardır.

     Gerçekten, yazılı kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla, özellikle M.Ö. 18. yüzyıldan itibaren birtakım Hurri memleketlerinden söz edilmektedir. Bunlardan birisi, asıl Hurri devletinin bulunduğu bölgedir ki, burası Van Gölü ‘nden itibaren Kızılırmak ve Yeşilırmak‘ın Karadeniz’e döküldüğü yerlere kadar uzanan ülkedir.


Geniş manada Hurri ülkeleri sahası; kuzeyde Kafkaslardan güneyde Suriye ve Yukarı Mezopotamya'ya, batıda Toroslardan doğuda Zağros dağlarının ötesindeki Urmiye Gölüne kadar uzanıyordu. Burası öyle bir sahadır ki, sözü edilen devirde, arkeolojinin tespitine göre, Sümer ve Babil kültürü dışında tamamıyla yeni ve homojen bir yapı arz etmektedir. Ancak bu dağlık sahalarda henüz yeterli derecelerde araştırmalar yapılmamış olduğundan, yazılı belgeler çok azdır. Bununla beraber, M.Ö. 2. bin yılın ilk yarısında Hurrilerin merkezi bölgesinin Van Gölü sahası olduğu anlaşılmaktadır.

     M.Ö. 1950-1750 yılları arasına tarihlenen Kültepe Çağı ( Asur Ticaret Kolonileri Devri ) metinlerinde az miktarda Hurri şahıs isimlerine rastlanıldığı gibi, Orta Fırat Bölgesindeki Mari arşivinde de Hurca dini tabletler bulunmustur. Bu sonuncular, Hammurabi devrine ( M.Ö. 1728-1686 ) aittirler. Diclenin doğusunda, Kerkük yöresindeki Arrapha-Nuzi metinlerinde Hurri şahıs adlarına, Tel Açana ‘da ( Hatay bölgesi ) yapılan kazılarda da Hurri sanat eserlerine rastlanmıştır. M.Ö. 2. binyılın ortalarında Hitit vesikalarında “Kizzuwatna” olarak gösterilen Doğu Kilikya‘ da da (Çukurova ve Amik Ovası), Hurrilerin hakim bir rol oynadıkları anlaşılmaktadır.

     Belgelerden öğrenildiğine göre, Eski Ön Asya ‘daki Hurri-Mitanni Devleti ‘nin sınırları doğuda Kerkük ‘ten batıda Akdenize kadar uzanmaktaydı. M.Ö. 1550-1350 yılları arasında Ön Asyanın en kudretli devletlerinden biri olan Hurri-Mitanni Devleti ‘nin başkenti, bugünkü Urfa-Ceylanpınarı ile idantifiye edilen Vaşşugani şehri idi.

     Eski ve Orta Hitit devletleri zamanında ( M.1700-1450)  Güneydoğu Anadolu'da yer almış olan Hurriler, I. Hattuşili’nin batıya sefer yaptığı bir sırada başkent Hattuşaş dışında kalan bütün Hitit ülkesini işgal etmek suretiyle büyük bir askeri ve siyasi üstünlük göstermişlerdir. Fakat şunu belirtmek lazımdır ki, Hurrilerin kültürü, özellikle dini inançları, Hititleri çok etkilemiştir.

     Hattuşaş kazılarında ortaya çıkarılan bazı dini metinlerin Hurri diliyle yazılmış oldukları görülmüştür. Hititler pek çok Hurri tanrısını benimseyip kabul ettikleri gibi, bazı Hitit kralları da Hititçe adlarının yanı sıra Hurrice isimler de almışlardır. Örneğin Hititler, Hurrilerin baştanrısı Teşup ve onun eşi Hepat ‘ın adlarını Hurri dilindeki biçimleriyle kullanıyorlardı. Hurri kökenli Kumarbi Efsanesi ve diğer birçok efsane ve destanlar, Hitit mitolojisi ve edebiyatına girerek, kültürel alanda geniş ve derin tesirler yapmıştır. Nitekim dini tesirler altında bir kısım Hitit kral ve kraliçelerinin Hurrice isimler taşımış olmaları, bu hususun en kuvvetli delilleri olsa gerektir.

     M.Ö. 2. bin yılın ortalarında Hurri-Mitanni Devleti, Eski Ön Asya ‘nın en kuvvetli siyasi güçlerinden biri iken, Şuppiluliuma'nın seferleriyle kudretini kaybederek, Hititlere bağlı ve Asur ‘a karşı tampon bir ülke haline getirilmiştir. M.Ö. 1200 lerde cereyan eden Ege Göçleri neticesinde ise hem Hitit İmparatorluğu, hem de Mitanni Devleti, tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Fakat bu, Hurrilerin etnik olarak Anadolu?dan tamamen silindiklerine işaret etmez. Tam tersine onlar, M.Ö. 1. binyılda Van Gölü ve civarında Urartular adıyla tekrar karşımıza çıkacaklardır.

Bu yazı Prof.Dr. Ekrem Memiş’in, Türkler Ansiklopedisi Cilt 1′de yayınlanan  ”Anadolu’da Türklerin Varlığı Tartışmaları” başlıklı makalesinden alınmıştır.



25 Ocak 2014 Cumartesi

The Magna Carta




"The democratic aspiration is no mere recent phase in human history . . . It was written in Magna Carta."

--Franklin Delano Roosevelt, 1941 Inaugural address

     On June 15, 1215, in a field at Runnymede, King John affixed his seal to Magna Carta. Confronted by 40 rebellious barons, he consented to their demands in order to avert civil war. Just 10 weeks later, Pope Innocent III nullified the agreement, and England plunged into internal war.

     Although Magna Carta failed to resolve the conflict between King John and his barons, it was reissued several times after his death. On display at the National Archives, courtesy of David M. Rubenstein, is one of four surviving originals of the 1297 Magna Carta. This version was entered into the official Statute Rolls of England.

Enduring Principles of Liberty

Magna Carta was written by a group of 13th-century barons to protect their rights and property against a tyrannical king. It is concerned with many practical matters and specific grievances relevant to the feudal system under which they lived. The interests of the common man were hardly apparent in the minds of the men who brokered

the agreement. But there are two principles expressed in Magna Carta that resonate to this day:

"No freeman shall be taken, imprisoned, disseised, outlawed, banished, or in any way destroyed, nor will We proceed against or prosecute him, except by the lawful judgment of his peers or by the law of the land."

"To no one will We sell, to no one will We deny or delay, right or justice."

Inspiration for Americans

   During the American Revolution, Magna Carta served to inspire and justify action in liberty’s defense. The colonists believed they were entitled to the same rights as Englishmen, rights guaranteed in Magna Carta. They embedded those rights into the laws of their states and later into the Constitution and Bill of Rights.

The Fifth Amendment to the Constitution ("no person shall . . . be deprived of life, liberty, or property, without due process of law.") is a direct descendent of Magna Carta's guarantee of proceedings according to the "law of the land."


1 Ocak 2014 Çarşamba

Uygarlık Tarihinde Araplar



Kitap--> Uygarlık Tarihinde Araplar

Yazar--> Bernard Lewis

Tanıtımdan:

İslamiyet Öncesinden Hz. Muhammed ve İslamiyet'in Doğuşuna, Fetihler Çağından Günümüze Ortadoğu ve Avrupa'da Araplar
“Açık, büyüleyici ve değerli.”
Guardian

Araplar kimlerdir ve onların uygarlık tarihi içindeki yerleri ne olmuştur?

     Bernard Lewis'in Arapların kimliği, yaptıkları ve Arap-olmayan dünya ile olan ilişkilerini anlattığı bu çalışmasında ortaya koyduğu ana soru budur.
     Lewis, İslamiyet öncesi dönemden günümüze kadar Arapların tarihinin izini sürmüştür. Kitapta, İslamiyet'in ilk dönemi, geniş bir İmparatorluk yaratmaları, Arap kültür ve ticaretinin yayılması ve sonrasında gelişen Batı baskısıyla Arap gücünün azalması anlatılmaktadır.
      Bugün, Arap dünyasında yaşanan toplumsal ve politik mücadeleler göz önünde bulundurulduğunda, Bernard Lewis'in klasik kitabı önemli bir okuma metni olma özelliğini sürdürmektedir.